13 Mayıs 2009 Çarşamba

TBL’DE PLAY-OFF HEYECANI



Kalemine güvendiğim ve basketbol tutkusundan şüphe etmediğim dostum Emre Akduman'ın kaleminden Play-Off öncesi Türkiye Basketbolunu mercek altına aldık.


Normal sezon sona erdi ve şimdi asıl mücadele başlıyor. Normal sezon üst sıralar için beklenilenin çokta dışına çıkmadı açıkçası. Ama alt tarafta inanılmaz bir mücadele oldu son maça kadar ve Aliağa 7 yerli oyuncuyla bir mucizeye imza atarak ligde kalmayı başardı. Lafı uzatmadan Play-off serilerine kısa bir göz atalım.



Efes Pilsen-Darüşşafaka: Geçtiğimiz sezon yaşanılan başarısızlığın ardından yeni ve iddialı bir ekiple sezona giren takım Avrupa’da beklenen başarıya ulaşamadı ama özellikle Kerem Tunçeri transferinden sonra adeta ligin tozunu attı.İlk hafta alınan Banvit mağlubiyeti dışında tek yenilgisini Fenerbahçe karşısında uzatmalarda alan Efes bu serinin tartışmasız favorisi.Daçka zaten Play-offlara kalarak hedeflerine fazlasıyla ulaştı.Efes’in alt yapısı görünümündeki Daçka’nın ağabeylerine fazla zorluk çıkarmayacağını düşünüyorum.



Türk Telekom-Mersin B.Ş.B:Bu sezon yine kimi bulduysa transfer etti Telekom. Tek tek bakıldığında gerçekten hepsi üst düzey oyuncular. Serkan, Asım, Tutku, El-amin… Ancak sezon başında yaşadıkları Wright sakatlığı onların düzenini alt üst etti.Ercüment Sunter’in yaptığı anlaşılmayan tercihlerde işin içine girince bir türlü beklenen istikrarı yakalayamadı Telekom.Her şeye rağmen normal sezonu ikinci olarak tamamlamayı başardılar.Karşılarında bu sezonun flaş takımlarından Mersin var ilk turda.Ahmet Kandemir bu işi ne kadar iyi bildiğini bir kez daha gösterdi bu sezon ve güney temsilcisini play-offlara taşımayı başardı.Lofton eğer yine işi abartırsa Telekom’un başına büyük dert açabilir.Kendisi 47 ve 61 gibi inanılmaz skorlara ulaştı sezon içinde.Kolejliler maçında rakip potaya tam 17 üçlük göndererek herkesi kendine hayran bıraktı.Seriye 1-0 önde başlayan Telekom yarı finale yakın takım olsa da onları çok rahat maçların beklemediği bir gerçek.




Fenerbahçe Ülker-Antalya B.Ş.B:Solomon transferinden sonra şampiyonluk şarkıları daha yüksek sesle söylenmeye başladı Fenerbahçe’de. Sezon boyunca sorun yaşanan oyun kurucu mevkiinde bu bölgenin en iyi oyuncularından biri olan Solomon’un takıma geri dönmesi hem hücum hem savunma anlamında Fenerbahçe’ye çok şeyler katacaktır. Ayrıca oyun sıkıştığında sorumluluk alacak oyuncu sıkıntısı çeken takım bu anlarda sahne almaya bayılan bir oyuncunun varlığı ile çok ama çok güçlendi. Pota altında Türkiye’nin en etkili uzunlarına sahip olan sarı lacivertliler ilk turda geçen sezon ki oyununu oynayamasa da play-off'a kalmayı başaran Antalya karşısında mutlak favori. Antalya’nın yaşadığı maddi sıkıntılar ve sınırlı kadro nedeniyle şampiyonluk yolunda ki Fenerbahçe’yi engellemelerini beklemiyorum.





Galatasaray Cafe Crown-Beşiktaş Cola Turka:
İşte ilk turun sonucu merakla beklenen eşleşmesi.Seride en uzun sürecek ve en çekişmeli maçlara sahne olmasını beklediğim mücadelede Galatasaray saha avantajıyla ufakta olsa bir adım önde.Hosley ve Tolliver transferinden sonra çıkışa geçmesi beklenen takım aksine ardı ardına mağlubiyetler aldı ve belki de 2. sırada bitirebilecekleri sezonu 4. sırada tamamladılar.Karşılarında ise her geçen gün takım olma yolunda önemli adımlar atan ve yerli oyunculardan beklenenden fazla yararlanan Beşiktaş var.Özellikle Cevher ve Mehmet Yağmur bu sezonun en iyi çıkış yapan oyuncularından.Eğer Koray hoca Hosley ve Tolliver’i dizginleyebilir ve Hüseyin,Cüneyt gibi tecrübeli oyuncularından maksimum yararı alabilirse avantaj sağlayacaktır.Her şeye rağmen bu derbi mücadelesinde son derece çekişmeli ve yüksek skorlu maçlar bekliyorum…

Emre Akduman

6 Mayıs 2009 Çarşamba

İskoç Futbolunun Avrupa'da başarısız olma sebepleri



Dikkatinizi çekti mi bilmiyorum ama İskoç futbolcuların Kıta Avrupasında esamesi okunmuyor. Bunun nedenleri maddelemek istedim ve elimden geldiğince o coğrafyaya hakimiyetimle bir dosya hazırladım. Okunabilmesi açısından elimden geldiğince de kısa tuttum. Birlikte göz atalım...





Alkol Tüketimi


Mart ayının son çeyreğinde Dünya Kupası Avrupa Elemeleri maçları oynanırken Hollanda'nın İskoçya'yı yendiği maçtan sonra kaptan Barry Ferguson ve kaleci McGregor'ın alkol alemi yapması İskoçya'da gündeme bomba gibi oturmuştu.Fakat olayı biraz eşelediğimizde acı bir gerçekle karşılaşıyoruz.

Araştırmalar ortaya koyuyor ki İskoçya'da ölümlerin %2.97'si alkol nedeniyle gerçekleşiyor ve bu ölümlerin 2/3'ü erkek nüfustan geliyor. Beş milyon nüfusu olan ülkede 200.000 kişi alkol ile ilgili işlerde çalışıyor. Yapılan bu araştırmalarda her 100 erkekten 53 tanesi son bir hafta içerisinde alkol aldığını ve tüketimin 16-24 yaş grubunda toplandığını görüyoruz. 12-15 yaş aralığında ise her 10 erkek çocuktan 4'ü son bir haftayı alkol tüketmeden geçmediğini ifade etmiş.

Bu istatistiki verilerin ışığında çocukluktan ergenliğe geçen her İskoç erkek çocuğunun ölüme kadar gidebilen aşırı alkol tüketiminin hakim olduğu coğrafada var olma savaşı başlıyor. Bu savaşın gerçekleştiği yaşlarda futbol gelişimine en müsait döneme denk geliyor. Haliyle alkol; söz konusu İskoçya olduğunda önemli bir problem halini alıyor.


Altyapı Problemi

İskoçya'da Glasgow takımlarının altyapısında pişen oyuncular büyük bütçeli Rangers ve Celtic kadrosuna giremiyorlar. Diğer kulüplerin altyapısına ise ekonomik yapılarından dolayı gereken yatırım yapılamıyor ve haliyle iyi oyuncular yetişemiyor. Kısacası sosyal hayatı problemli olan İskoç gençliğinin uzun vadede kendini geliştirse dahi gelecekte futbol yeteneğini sergileyebileceğinden şüphe duyduğu kesin.



Ekonomik parametreler

İskoçya'da her sene 11 trilyon pound ulus refahı eriyor ve İngiltere'de yaşayan bir birey ile İskoçya'da yaşayan bir bireyin refah düzeyinin arası giderek açılıyor. İki ülke arasındaki tarihsel süreç bu kıyaslamayı yapmamız kaçınılmaz oluyor. Birleşik Krallık dahilinde iki komşu ülkeyi karşılaştırdığımızda İngilizlerin kişi başına düşen gayri safi milli hasılasının 5.300 pound daha fazla olduğunu görüyoruz. Bunun sonucu olarak ailelerin çocuklarına futbol eğitimi için gerekli harcamayı yapamadıklarını,ve kulüplerin gerekli antreman ve gelişim fasilitelerini tamamlayamadığını söyleyebiliriz. Ayrıca futbolcu adaylarının kendisiyle aynı kalitede bir futbolcunun İngiltere'de yaklaşık 5 kat daha fazla kazandığının bilincinde kariyerine başlayacak olması ayrı bir demotivasyon nedeni olarak göze çarpıyor.

Adaptasyon problemi

Birleşik Krallık mozaik bir yapıdadır. Derry City, Swansea ve Cardiff City gibi kendi ülkesinin liginde ikame etmeyen takımlar dahi mevcuttur. İskoç futbolcular bu yüzden ülke dışına çıktıklarında Ada liglerine giderler. Ada'yı aşanlarsa iklimsel benzerlikten dolayı İzlanda, Danimarka, Norveç, İsveç ve Finlandiya liglerine gitmeyi tercih ederler. Bazen İskoç nüfusun en yoğun olduğu Amerika, Yeni Zelanda, Avustralya ve Kanada tercihlerini de görebiliriz . Fakat başarılı bir kariyer hikayesine bu ülkelerde dahi rastlayamazsınız. Futbol hayatına devam eden İskoç futbolculardan bu saydığım ülkeler dışında Ferguson'un yetiştirdiği Hearts oyuncusu Michael Stewart'ın ve Manchester United'ın bu sezon Plymouth'a kiraladığı sağbek David Gray'in Belçika, Morton oyuncusu Jamie Stevenson'ın İspanya, Aberdeen'li Jamie Smith'in Hollanda, Paul Ritchie'nin Kıbrıs, Birmingham City'li Gary O'Connor'ın Rusya, seneye İskoçya Premier'de göreceğimiz St. Johnstone'un oyuncu/teknik adamı Derek McInnes'in, şu an amatör futbola kadar gerileyen doksanların ikinci yarısına damga vuran sol kanat Iain Anderson'ın ve Kilmarnock'ın çizgi orta sahası Allan Johnston'ın Fransa ve Wolwerhampton'lı Chris Iwelumo'nun Almanya maceralarına göz attığımızda hep aynı hikayeyle karşılaşıyoruz : “Mutsuz geçen bir sezon ve Ada'ya kendini ispat edemeden geri dönüş !”

Adaptasyon sorununu farklı bir kıtada aşan Türk teknik adam Muhsin Ertuğral'ın çalıştırdığı Kaizer Chiefs'in defansı Gordon Gilbert'i anmadan edemeyeceğim. Şu an 42 yaşında futbola devam eden Ross County takımının koç/oyuncu'su Craig Brewster'ın Yunanistan Liginde senelerce oynadığını fakat Ionikos'un kayda değer bir takım olmadığını da söylemek isterim.Ülkemizde ise orta saha Ian Wilson'ın 89-90 sezonunda Beşiktaş formasıyla yine sadece bir sezon arz-ı endam ettiğini ve Kocaelispor'da gelecek sezon görmememiz muhtemel olan sağbek Maurice Ross'u unutmayalım.

Cech - Hiddink - Iniesta ve bir yarı final



90 dakikada 3 direk arasına isabet eden tek şut vardı. Onu da tutamadı Cech. Çek Cumhuriyeti maçında bize karşı yaptığı hatada akıllarda. Mourinho'dan sonra futbol motivasyonunu yitiren sadece Drogba değil sanırım.

Şampiyonlar Ligi yarı finaline damgasını vuran Iniesta oldu. Ama gecenin sonunda ne kadar bize izlettirdiği futboldan nefret etsek bile hepimiz ''Hiddink büyük taktisyen yahu ! '' dedik.

Manu-Barcelona finalinin anketini açalım o halde..

2 Mayıs 2009 Cumartesi

Mc. Djibril



Fildişi Sahilleri Milli Takımının formasını giyen bir baba oğlu dünyayı geldikten sonra eşinden ayrılır. Fransa'ya göçerler ve böyle arıza bir yetişkinin var olma hikayesi başlar. Evliliği , çoçukları , baba olma durumu , kulüplerde çıkardığı olaylar, dergilere çıplak poz vermeler ve hamile bir kadına tecavüz davası.. Ne ararsanız bu adamda var. İnsan Ahmet Çakar'ın yorum yapmasını istiyor kimi yerde (!)

Bu sene FA CUP'ta 1 , Premier Lig'de 10 golü var. Yarın Everton'a karşı 2 gol atsa gol sayısı olarak Lampard ve Rooney'e yetişecek. Adebayor ile aynı gol sayısına sahip. Berbatov , Carew , Van Persie , Robbie Keane ve Michael Owen geride bıraktığı hücum özellikli yıldızlardan bazıları..

Bu adam bir skandal ve sanırım ileride George Best gibi fanları olacak. Hala dünyanın en prestijli liginde top oynuyor. Biz ise Batuhan Karadeniz'i kurtarmaktan aciziz. 3 gece önce bir masa yanımda elinde bir enerji içeceği müzik dinliyor ve vakit geçiriyordu. Bunu bizim ülkemizde ticari kaygılar adına '' Gece geç saatlere kadar alkollü mekanda eğlendi !'' şeklinde tanıtıyoruz.

Batuhan ile kıyaslamak olmaz tabii ama şu resmin hatrına yazdım yazıyı.. Resme bakıp '' Bu bir futbolcudur ! '' diyebilen beri gelsin.

O AN





Bana göre profesyonelliğin , kimine göre ruhsuzluğun resmi.. Sezonun en önemli karesi..

23 Nisan 2009 Perşembe

Çok sevdik be olm seni !




Ajax benim jenerasyonum için futbolun çekirdeğinde yer alan gizli bir cennet gibiydi. Evveliyatında Van Bastenler; sonra Davidsler, Seedorflar, Overmarslar ve hatta Van Der Sar.. 1995 Şampiyonlar Ligi Finali çok uzak değil.Çok net hatırlıyorum o dönemi ve o maçı.. Finidi , Litmanen harici tüm takımın altyapıdan yetiştiği ve ciddi anlamda endüstriyel futbola karşı bayrağı en tepeye diktikleri zamanlar...

Patrick Kluivert de o dönem için ilginç bir yıldızdı benim için. Çok sevimli gelirdi çocuk kafasıyla. Babam Galatasaraylıydı ve ben ona inat Beşiktaş'ı tutardım ilkokul öğretmenimin ana sınıfında ısmarladığı bir vişne suyu ve simitin hatrına.. Sözümü tutacağıma delikanlı sözü vermiştim o simit ve vişne suyu elimdeyken çünkü.. (Eskişehirspor'u şu an Beşiktaşlı kimliğimin çok çok çok önüne koyuyorum. Hafta sonu Eskişehirspor tribününde olacağım Beşiktaş'a karşı sesimi yükselteceğim orası ayrı.)

Şundan girdim bu muhabbete Kluivert'ı emin olmamak ile birlikte sanki ilk kez Beşiktaş'a karş forma giyerken tanımıştım. Tam olarak maç neydi , nasıldı hatırlamıyorum. Ama sanırım Gordon Milne dönemiydi. Beşiktaş yenilmişti. Netten kontrol edip yazının tadını kaçırmak istemiyorum.

Ne olduysa daha 28 yaşında Newcastle United'a imza atmasıyla işler tersine döndü ve efsane Kluivert gitti ve bir tutunamayan ile karşılaştık. Ama işte İlhan Mansız'ı sırf Senegal maçında attığı golden sonra çocuklar gibi koşarken yüzündeki gülücük yüzünden sevenler olabileceği gibi ben de bu adamı şu yukarıdaki kare için sevebilirim. O kare oyuna sonradan girdiği 95 Şampiyonlar Ligi finalinde golü atıp 19 yaşında prestijli bir kupayı ilk kez tuttuğu ana denk gelir.

Şimdilerde ise 32 yaşında Patrick ve teknik direktör olmak istiyor seneye. Şu an belgeleriyle uğraşıyor ve bir yandan Az Alkmaar forvetlerine yardımcı oluyor. Az Alkmaar'ın antreman sahasında yeni bir kariyerin başlangıcına imza atıyor. Yolun açık olsun Patrick , yolun açık olsun.

8 Nisan 2009 Çarşamba

Azerbaycan Futbolunda Türk Esintileri






Türk lejyonerler başlıklı onlarca yazı okuyoruz. Nadiren de olsa komşu ülkemiz Azerbaycan'da top koşturan lejyonerlerimizden de haber alabiliyoruz. Bense Azerbaycan'da oynayan Türk futbolcuları şöylelemesine bir listelemek istedim. Gözden kaçan olduysa affola..

FC KHAZAR LANKARAN :






2007-2008 yılını 4. sırada tamamlayan takım bu sezon ligi 3. sırada devam ettiriyor.Burada 5 Türk oyuncu var..

AHMET DURSUN




Beşiktaş'ın 7 numarası olarak akıllara kazınan Ahmet Dursun şu an bu kulüpte oynuyor. Bu sezon Süper Ligimizde Kocaelispor formasıyla 3 golü vardı. 3 kez A Milli formayı sırtına geçirmişti. Daha önce Oktay Derelioğlu'nun da yolu bu kulüpten geçmişti. Ama o zaman teknik adam Rasim Kara idi. Ne kadar benzer hikayeler. Beşiktaş'ta parlayan bir forvet olarak kitlelere kendini sevdirirsin ve daha sonra büyük düşüşün ardından soluğu Azerbaycan'da alırsın. Ahmet Dursun Lig TV'nin yorumcusu olmasın sakın uzun vadede :) .

Göksel Akıncı :



Ne deli oynardı Göksel Akinci o kilosuna rağmen diyenleri duyar gibi oluyorum. Açıkçası ben de çok sever ve başarılı bulurdum onu ama şu an değerlendirdiğimde vasat geliyor bana. Her Galatasaray maçında çift ciğerle koşardı sağ koridorda. Onunda kokusu çıktı sonra. Meğer koyu Fenerbahçeliymiş.

Muammer Erdoğdu

Bu arkadaşımız ise direk Amatör Kümeden alınıp Azerbaycan Süper Ligine gitmiş. Galata,Spornet ve Eyüpspor'da oynamış amatör kümede. Bakalım Türkiye'ye dönüşü nasıl olacak ?

Fatih Sonkaya



http://www.lankaranfc.com/cgi-bin/datacgi/database.cgi?file=xl&report=single&id=001407

http://www.lankaranfc.com/cgi-bin/datacgi/database.cgi?file=xl&report=single&id=001420

http://www.lankaranfc.com/cgi-bin/datacgi/database.cgi?file=xl&report=single&id=001440

Eğer ben yanılıyorsam özür dilerim ama şu Fatih Sonkaya'nın Azerbaycan'a transfer haberini Türkiye'de hangi yayın verdi ? Veremezler çünkü ajansları geçmemiştir :)

Fatih Sonkaya ayarında kaç tane sağbek var şu an Süper Ligimizde ? Gökhan Gönül benim tarafımda kalsın 3 tane isim sayın. Fatih Sonkaya ise böyle bir ortamda medyada gram yer almaksızın Azerbaycan'a gidiyor. 6 kez A Milli Formayı giymiş ve henüz 27 yaşında olan bir isim. Roda formasıyla Milan'a karşı ya da Porto formasıyla Glasgow Rangers'a karşı savunma yapmış ve Avrupa futbolunda pek çok şeyi deneyimlemiş bir isim. Ben açıkçası böylesi bir yeteneğin burada bir anda karşıma çıkmasına çok şaşırdım.



FK BAKU :




Burada tek bir Türk futbolcu var. O da bir zamanların genç yıldız adaylarından biri. Geçen sene ligi 8. bitirmişler ama bu sezon şampiyonluk yolunda iddialılar. Şu an liderin 2 puan gerisinde 2. sıradalar.

Sinan Demircan :

Beşiktaş altyapısındayken parlamştı ve B Gençler Liginde İstanbul şampiyonu olduklarında herkesin dilindeydi. Ondan sonra Bağlarbaşı,Çaykur Rizespor ve Bulancakspor hikayeleri ve 20 yaşına Azerbaycan'da merhaba diyen bir kariyer. Bize ise şu haberi hatırlatıp gülümsemek kalıyor.

http://www.haber7.com/haber/20070607/Sinana-Fiorentina-kancasi.php



BAKİLİ BAKÜ:




Geçen sezon bir alt ligden şampiyon olarak gelen takım 10 numarasını Türkiye'de buldu.Şu an ligde 12. sıradalar. Küme düşme hattının hemen üzerinde kısaca.


Abdülkadir Öz:


Uşakşpor'dan keşfedilip sezon başında yıldız oyuncu transferi muamelesi görünce nasıl sevinmiştir Abdülkadir'im kimbilir. 28 yaşında kendisi ve 10 numaralı formayı gururla giyiyor. Geceleri ''Baba bana adam olamazsın dedin ama ..'' diyerek formasına sarılp ağlıyor. Yapıyor bunu.


NEFTCHI BAKU:





Geçen sezon ligi 3. bitirmişler. Ama şu an 8. sıradalar. Kadrolarında 2 Türk var. Bizimkilerin ligdeki duruma el atması gerekiyor.

Suat Usta




Psv Eindoven ve Galatasaray eskisi Suat Usta burada oynuyor. 29 yaşında Suat'ı daha iyi bir yerde görüyordum. Ümit Milli forma ile ne maçlar çıkarmıştı oysa ki. Kendisinin fazla röportajını dinlemedim ama Trabzonlu bir arkadaşımın anlattığına göre Karadeniz şivesi ile konuşmaktaymış kendisi. Levi's mağazasına girip ''Ha burda pondul var mı?'' diye sormuşluğu rivayet olunur.

Ali Cansun









Mehmet Cansun'un oğlu olduğunu bilir miydiniz ? Öğrenmiş oldunuz eğer bilmiyorsanız. Her neyse ben severdim bu adamı Beşiktaş'ta güzel maçlar çıkardı hatta. Geleceği parlak denildi sonra unutuldu gitti. Şimdi Azerbaycan semalarında süzülüyor bu yavru kartal. Babası Mehmet Cansun olmasa birşeyler değişebilir miydi acaba ? Bilmiyorum, bazı şeylere akıl sır erdiremiyorum.






Velhasıl kelam , liste bundan ibarettir. Bir tek merakım Levent Kartop'un 3 günde transfer olup 5 günde nasıl tekrar Kocaelispor'a geldiğidir. Bunu bilen biri açıklarsa sevinirim.

16 Mart 2009 Pazartesi

Eskişehirspor'un lanetli pazarı ve Emre Toraman


Hava ne biçim soğuk , donuyorum ! Osmangazi'nin oralara kadar çıkıyorsun PAF maçı için. Sabahın köründe hem de pazar günü. Eskişehirspor PAF Takımı son dönem ümit de veriyor hani.

İlk yarıda o soğuk altında 90-91 jenerasyonunu izliyorum. O kadar talihsiz goller atıyor ki Eskişehirspor PAF kendi kalesine. Hüseyin ayrı bir dağılıyor. Haldun ayrı bir dağılıyor. İlk yarı 2-0 geride kapatıyoruz. Çay almaya gidiyorum. Oyuncular yanımdan yürüyor. Çok değişik bir duygu , kendini 12. adam gibi hissediyorsun. Aslına bakarsan çok şey bilmiyorum Eskişehir PAFları hakkında. Arda ve Hakan'ı gittiğim 3 maç sonunda dikkat çekici buluyorum. Ama kendi kalesine gol atmasına rağmen mükemmel bir defans olduğu konusunda ikna olduğum Hüseyin Güngör oluyor.

Önce Arda sonra Cemal skoru 2-2'ye getiriyor. Tribünde 100 kişi falanız. Tezahürahat yok. Çocukların liseden arkadaşı ya da ebeveynleri var. Böyle bir atmosfer işte. Sahadan bahsetmek istiyorum sizlere. Yürümeye girmezsiniz. Hele kaleciyseniz vay halinize. Sürekli kayıyor oyuncular. Sürekli kaleciler topu elleriyle kontrol edemiyor. Enteresan ötesi.

Şu mükemmel defans dediğim Hüseyin'in henüz adını bilmiyorum. Kapalı'da D-21 koltuğunda otururken PAF Oyuncuları da tribüne giriyor. Hüseyin de önümde oturuyor. Hazır bulmuşken aklımda 442 dergi için yapacağım çalışma için görsel istiyorum. Arka tarafta Cemal oturuyor. Bir tane de Bursasporlu abi var. Ondan çakmak isterken Vucko'nun golünü kaçırıyorum. İçimde hiç umut yok. Dikkat ederseniz Emre Toraman dememeye gayret ediyorum. Nasıl demeyeceksin ki ?

Emre Toraman , Eskişehirspor formasına ter akıtan, emek veren ve bize bir çok yararı dokunan bir oyuncumuz. Ama şu maçta kim ne derse desin affedemiyorum. Çok özür dilerim, ne haddime ama affedemiyorum. Bu kadar basit iki pozisyonda kendi kalesine böyle iki gol atan oyuncuya kuşkuyla yaklaşırım. Süper Lig'den kimsenin tahmin edemeyeceği oyuncu hamleleri bilirim. Misal bir maçta yönetim ''içeride bu maçı kazanın prim şu kadar'' dediğinde diğer takıma çifte şans olarak bahis alan profesyonel oyuncu biliyorum. Şu an yurtdışında devam ediyor kariyerine. Elazığspor Süper Ligdeyken kuponu sadece Elazığspor'dan yani kendi takımından yatan forvet oyuncusu da biliyorum. Effa'dır o isim , söylenebilir. Bunları pek çok insan biliyor.

Emre'yi suçlamıyorum. Eskişehirspor'u lekeleyecek herşeyin karşısında direk dururum. Ama kamu vicdanının rahatlaması adına Emre'nin e-posta yazışmalarından , telefon görüşmelerine kadar kontrol edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Densizlik demeyin lütfen. Aklına kötü birşey gelenin de içi rahatlasın. Emre bizim evladımız diyen taraftar da daha da gerinsin. Ama olsun bu.

Olur mu peki ? Bu ülkede olmaz. Başka ülkede de olmaz. Eskişehirspor küme düşer. Emre gider , Coşkun Birdal gelir.

Off, ne yazıyorum ki ?

12 Mart 2009 Perşembe

Trabzonspor'dan Ölüme






Kendisi nedense hep unutulan olmuştur. Hakkında Türkçe kaynak dahi bulmak zordur. 1999-00 sezonunda Trabzonspor formasını giyen Brezilyalı futbolcu Rogerio Oliveira Da Costa'dan bahsediyorum. Karadeniz sahiline konuk olan ilk Brezilyalı futbolcudan yani.

Dönemin basiretsiz Trabzonspor yönetimi tarafından ''zencidir iyidir'' mottosuyla takıma dahil edilmiş fakat başarısız olunca Vanspor'a kiralanmıştı.Daha sonra apar topar Türkiye'den kaçıp Makedonya'ya gitmiş fakat orada yaşadığı ciddi sakatlık onu yeşil sahalardan uzaklaştırmıştır. Sağlığına yeniden kavuştuğunda ise hocası forma vermemiş, yavaş yavaş alkole başlamış ve sonunda finansal problemleri baş göstermiştir. 2006 yılında henüz 3 ay önce doğan ve hiç göremediği oğlunu ve eşini görmek için Brezilya'ya uçak bileti dahi alamaz ve depresyona girer. Alkol ve - söylentilere göre - uyuşturucu dozajını yükseltmiştir.




Bir gün onu yeniden geri kazanmak isteyen arkadaşlarının ayarladığı bir organizasyonda salon futbolu oynar ve o maçta göğsünde bir acı hisseder. Buna rağmen maçın ardından arkadaşları gelmemesi için ikna edemez ve soluğu Braga denilen Brezilya asılların bulunduğu Makedonya muhitindeki bir barda alır.Bar çıkışı komşusu ile dairesine döner ve sabah haber alınamaz.Acıdır ki bir süre sonra eve giren arkadaşları tarafından evinin tuvaletinde ölü bulunur. 29 yaşında geride bir aile bırakarak hayata bir başına gurbet elde veda eder. Ve futbol sadece futbol değildir diye bir tarafını yırtan kimseler tarafından dahi adı anılmaz. Unutulan değerler vardır ve akla yer etmesi gereken bazı gerçekler. Kimileri sahadan çıktğında gerçekten bir yıldız iken, kimileri sadece futbol emekçisidir.

Bize ise vugrinec'in bariz golünü tamamlayayım derken ofsayta kurban ettiği o komik görüntü miras kalır.

9 Mart 2009 Pazartesi

Burası Basra Değil İzmit Körfezi

23. hafta. Lider Sivasspor'un haftalar süren kötü futbolunu puan kaybıyla taçlandırdığı, Trabzonspor'un gol kaçırma rekorları kırarak 3 puanı rakibi Konya'ya hediye ettiği, Galatasaray, Beşiktaş ve Fenerbahçe'nin aldıkları 3 puana rağmen keyif veremediği bu hafta çok farklı bir mücadele vardı.

Sezona Turkcell Super Lig'in veteran oyuncularından oluşan kadrosuyla ve finansal problemleriyle ilk devre itibariyle ligin dibine demir atan Kocaelispor, Sami Yen'den 3, Bursa'dan 1 puan çıkarınca yeniden ligde kalma adına umutlanmıştı.
Eskişehirspor ise yaşadığı mağlubiyetlerin ardından Kayseri'yi yenerek orta sıralardaki yerini korumuştu. Maç her ne kadar Eskişehirspor için çok bir anlam ifade etmez gibi görünse de puan tablosunda altında bulunan takımların seri halde kazandığı puanlar, ligin sonunun Eses'in beklediğinden farklı olabileceğini gösteriyordu.

Tüm bunların yanı sıra uzun yıllar süren HodriMeydan-Eses kardeşliği de geçen sezon gene bu stadyumda oynanan maçtan sonra sekteye uğramıştı.

Öncelikle yıllardır Kocaelispor tribünlerine giden birisi olarak her zamankinden farklı bir atmosfer olacağından emindim.Öyle ki hayatımda ilk kez maç saatinden 3 saat önce bilet kuyruğuna girmiştim İzmit'te.

HodriMeydan tribünü her ne kadar ilk maçta Eskişehir'de "Körfez kümeye" tezahuratını duymuş olsalar dahi "eski dosttan düşman olmaz" diyerek rakip tribüne karşı tezahurat yapmamayı kararlaştırmışlardı.

Eses tribünleri ise kendilerine ayırılan bölümü gayet efektif bir biçimde kullanmaktaydı. Hemen hemen tüm kapasiteyi dolduran 1500 civarı Eskişehir taraftarı takımlarını desteklemek adına yerlerini almışlardı.

Bir yanda kümede kalma ümitlerini sürdürmek için 3 puana mutlak ihtiyaç duyan Kocaelispor öte yanda rahatlamak ve seri yakalamak adına 3 puana ihtiyaç duyan Eskişehirspor. Şüphesiz ki Kocaelispor'un ihtiyacı daha fazlaydı ve maç beklendiği şekilde başladı.Beklenmeyen ve ortamı geren tek gelişme ise Eskişehirspor'un yeni dostu, Kocaelispor'un ebedi rivali Bursaspor'un bayrağının Eskişehir tribünlerinde dalgalanması ve "Bursaspor Oley" tezahuratlarıydı. Bu hareket zaten durum itibariyle agresif olan Kocaelispor tribünlerini daha da germişti.

Kocaelispor hücumu düşünen, Eskişehirspor ise Engin'in yokluğunda Youla ve Batuhan'ın koşularıyla pozisyon arar yapıdaydı.

Taner Gülleri'yi iyi tanıyan Eskişehir savunması onu marke etme konusunda maçın başlarında başarılı olsa da özellikle Murat Hacıoğlu ve Ergün Teber Eskişehirspor'un sağ kanadını ilk yarı boyunca bir hayli zorladı. Direkten dönen topları, 6 pastan dışarıya atılan şutları ile Kocaelispor ilk yarı boyunca bir çok net pozisyonu cömertçe harcadı.

İkinci yarı için takımlar sahaya döndüğünde ise ilginç bir olay yaşandı. Kocaelisporlu futbolcular kümelenip, el ele Kocaelispor tribünlerine giderek destek istediler. Eskişehirsporlu oyuncular da kendi taraftarlarına gidiyordu. Hakem triosu yerini almış, maçın başlaması için oyuncuların taraftarlarıyla vedalaşıp sahaya dönmelerini bekliyorlardı.

Ve ikinci yarı başladı. İlk yarıya nazaran ikinci yarıya hızlı başlayan taraf Eskişehirspor'du. 45. ve 55. dakikalar arası Eskişehir 2-3 net pozisyondan yararlanamadı. Maç karşılıklı ataklarla sürerken Kocaelispor'un kontra atağa çıktığı bir pozisyonda El Saka son derece gereksiz bir taktik faul yaparak kırmızı kart gördü. Bu dakikadan sonra galibiyete daha fazla inanan Kocaelispor hem futbolcusu hem taraftarıyla Eskişehirspor'u boğmaya başladı.

Ve son 10 dakikada Taner Gülleri Kocaelispor adına galibiyeti gol attığı zaman ise o meşhur marş tekrar dile gelmişti;
"kalbimde sadece körfezim yatar
bütün gemiler ise körfezde batar
bu alemde kimse bağlamaz bizi
burası basra değil izmit körfezi"